Ağustos 2011 / L'Arc-en-ciel

Makyaj Dünyasına Giriş: Organize İşler!


25 Ağustos 2011 Perşembe

Moralim daha iyi olduğundan beri buraya yazmıyorum, farkındayım! Ama, zaten ben böyle olacağını biliyordum; ve sanırım yazmıştım da.

Bu yüzden, bizim miniğin alanını makyaj bloğuna çevireceğime, bu alanı kullanayım dedim. Maksat, boş vakit değerlensin.

"Çöplük Horozu" diye makyaj bloğu adı olmaz, onu da biliyorum... gel gör ki, yeni bir alan al, isim bul... yok, zor iş. Makyaj/moda dünyasına yeni bir soluk getirir belki diyorum :)

------------------

Dün gece, niyeyse yatıp uyumak yerine, kozmetik çekmecelerimi ve dolaplarımı düzenledim. Bir süredir, arkadaşlarla bir makyaj ve cilt bakımı çılgınlığının içindeyiz. Baba horoz ne zaman gagalayacak beni bilemiyorum; ama, bu yeni oyuncaklarımla uğraşmanın bana çok iyi geldiği kesin. Belki de bunun farkında olduğu için sesini çıkarmıyordur. Herneyse, bir tatlı yoldaşın bulduğu bir blog sayesinde evdeki IKEA saklama kaplarımı kullanarak sağa sola saçılmış, birbirinin üstüne yığılmış malzemelerimi düzenlemeye karar verdim!

IKEA saklama kaplarına rujlarımı (mavi kutu), farlarımı (yeşil kutu) ve pudra-allıklarımı koydum (beyaz kutu).



Bu üç kutu makyaj çekmeceme sığmadı, bir de üstüne Estee Lauder'in makyaj seti (yılan derisi gibi olan), Flormar'ın kocaman bronz pudrası, bir de Claire's in makyaj seti olunca, rujları başka yere alayım dedim (miniği öpüp durduğum için ruj süremiyorum zaten doğru düzgün). Far ve pudra/allık kutusuyla makyaj setlerini çekmeceye yerleştirdim.


Hazır makyaj çekmeceme el atmışken, tokalarımı da düzenleyeyim dedim... Shot bardakları tel tokaları saklamak için çok pratik oluyormuş!


Rujlar ortada kalınca makyaj ve kozmetik dolabıma koymaya karar verdim, öyle olunca o dolabı da düzenlemem gerekti. Rafların uzunluklarını değiştirdim, kullanmadığım malzemeleri ayıkladım, bir kısmını attım yine... 


Fırçalarım, rimeller, göz kalemleri, göz altı kapatıcım, cilt bakım ürünlerim, saç şekillendiriciler vb. zaten düzenli sayılır; her ne kadar aynadan yansıdığı için karman çorman görünse de, onlarla ilgili bir düzenleme yapmadım. Belki sonra, bir kısmı "kullanılmayan malzemeler" dolaplarına kaldırılabilir.


 Kullanılmayan ama bir gün işe yarayabilecek bakım ürünlerini dolabın alt kısmına depoladım. Kullanılmayan ama bir gün işe yarayabilecek makyaj malzemelerini de, bir kozmetik çantam var, profesyonel görünümlü bir şey, onda saklıyordum hali hazırda... Bu sefer ortadan kaldırdıklarımı da yine içine koydum ve şofbenle kurutma makinesinin arasındaki dolabımıza yerleştirdim. Gayet derli toplu oldu.





Banyom artık, dolaplarım kapalıyken de, açıkken de gaayet hoş duruyor :)



Bu düzenleme işi dinamik olacaktır muhtemelen; daha akıllıca ve uygulanabilir çözümler bulduğumda yine paylaşırım.

Sırada, son zamanlarda beni çok mutlu eden iki yeni makyaj malzemesi var... Görüşmek üzere :D







Kazanmak


8 Ağustos 2011 Pazartesi

Bugün yemek yerken bir yandan da düşündüm...

Sırf para kazanabilmek adına hiç sevmediğim, ayaklarımın her sabah geri geri gittiği bir işte çalışıyorum.

Ve mecburi harcamalar, aylık çıkan sürprizler vs vs derken, kazandığım parayla aslında çevremi, kendimi, ruh sağlığımı değiştirecek hiçbir şey yapamıyorum! Her ayın sonu "yine yetişmedi"yle bitiyor...

Aslında ne "kazanmış" oluyorum, ben de bilmiyorum?







Tribal Enfeksiyon


5 Ağustos 2011 Cuma

Anlaşılan o ki, bu çöplüğe, gerçekten ve yalnızca çöpe gitmesi gereken duygularımı yazacağım... Öyle gibi görünüyor.

Hiç güzel bir şey değil, ben de biliyorum... amma velakin, trip atmak yapabildiğim tek şey. Hele ki sanal ilişkilerde. Herşeye haddinden fazla değer verdiğim gibi -kendim de dahil olmak üzere sanırım-, bu tür arkadaşlık durumlarında da kendimi kaybedebiliyorum. Beklentilerim yükseliyor, ben nasıl davranıyorsam, öyle karşılıklar bekliyorum. Ve her seferinde duvara çarpıyorum. Korkarım yakında kaskom karşılamamaya başlayacak bu durumu.

Ve her duvara çarptığımda, karşıma alıp da adam gibi konuşma imkanım olmadığı için, tripten tribe giriyorum. Melankolik davranışlar, radikal kararlar, tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış durumları... düşün düşün, çoktur horozum işin.

Dün akşam da böyle düşünürken düşünürken, beynimin çatlamak üzere olduğunu hissettim. Başkalarına -ya da aslında belki de kendime- atfettiğim bu önem nedir allah aşkına? Ben niye hayatı geldiği gibi, calipso dansçısı tadında yaşayamıyorum? Genetik miras ise bu, umarım civcive geçmemiştir. 30'unu geçtikten sonra değişir mi peki insan? Ne bileyim, çabalıyorum sanki; ama, olmuyor. Bir tek şey biliyorum, olmak zorunda.

İkinci bildiğim şey de, bir tatile ihtiyacım var... minicik bir tanesine çıkıyoruz bu akşam, haftasonu için uçuyoruz. 3 hafta sonra gerçek deniz&güneş tatilimiz başlayacak. Ama, sabah horoz beye de dediğim gibi, tatil için bar bar bağırıyor bünyem... bütün uyarılar bunu gösteriyor!

Umarım şu haftasonu kaçamağı beni biraz da olsa toparlar da, daha fazla trip yapmadan, radikal -ve her radikal şeyin sonucu olarak saçma- kararlar almadan şu ruh halimden az da osla sıyrılırım.







Renkler&Hisler


4 Ağustos 2011 Perşembe

Bazen, eşyalarımda ya da aksesuarlarımda taşıdığım bir rengin verdiği his üzerime yapışır; bazen de o his üzerime gelsin yapışsın diye o rengi taşırım. Mesela, nar çiçeği ojelerimi ya mutlu olmak için sürerim, ya da mutlu olduğum için...

Bugün de ayağımda pembe-mor pullu babetler var. Sabahtan bakıp bakıp "bugün eğlenceli bir gün olacak" dedim. Olmadı.

Bazen, kendimi mutsuz edebilme gücüme şaşıyorum. Buna herkes muktedir; ama, ben gerçekten bu işte iyiyim! Hiç önemsemem gereken şeyleri beynimin ortasına yerleştirip, aslında hayatımda bundan bir sene önce olmayan kişilerin yaptıkları için üzülebiliyorum.

Öyle çok şey bekliyorum ki hayattan ve insanlardan, ve olmayınca öyle büyük hayal kırıklıkları yaşıyorum ki, girdiğim "batsın bu dünya" modundan çok, çok zor kurtulabiliyorum. Kendi kendime küsüyorum, tavır yapıyorum. Kimsenin bilmediği, umursamadığı ya da umursamayacağı kavgalar yaşıyorum kafamın içinde. Kuruyorum da kuruyorum, bekliyorum de bekliyorum...

Sonra da "off çok sıkıldım bu halimden, amaaan, neyse ne" deyip 180 derece tersine dönebiliyorum.

Aslında, çok fazla şey de beklemiyorum, biraz hassasiyet, azıcık empati. Bu kadar. Ama belki de, benim "bu kadar" dediğim şey çok kişi için "bu kadarı da fazla"dır... Bilemiyorum.

Belki de benim gerçekten bir tatile, buralardan uzaklaşmaya, "gerçek" arkadaşlara ihtiyacım var. Belki de yalnızca, kafamdakileri buraya döküp saçıp toplamadan kapıyı kapatıp çıkmaya... ikincisinin şimdilik yetiyor olması dileğim... bakacağız, göreceğiz.

Bugün bana ne morlar, ne pembeller ne de pullar payetler yetti. Belki bu çöplük, renklerin yapamadığını yapar.

Öyle umuyorum... ve yazıyorum...







© L'Arc-en-ciel
Maira Gall
L'Arc-en-ciel - ©

Blog Tasarımı

Bu sitede yayınlanan yazılar ve resimlerin izinsiz kullanılması
5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasasına aykırıdır.